17 Aralık 2017 Pazar
Rus ambargosu mutlu edecek.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplanıyor.
Bunu yapmayan yandı! Cezası 571 lira.
Esentepede Satılık İmarlı Konut Arsaları.
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
AK Parti ‘büyük ekonomi’ye güveniyor
04 Mayıs 2011 Çarşamba 03:24

AK Parti ‘büyük ekonomi’ye güveniyor

AK Parti, seçim bildirgesinde yer alan ‘büyük ekonomi’ vaatlerini gerçekleştirebilecek mi?

İktidar partisinin, Cumhuriyet’in 100. yılında Türkiye’yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına sokmak gibi iddialı ve gerçekleşmesi zor hedefleri var.

‘Cumhuriyet’in 100. yılında kişi başı 25 bin, toplamda 2 trilyon dolar millî gelire ulaşılacak ve 500 milyar dolar ihracat yapılacak. İşsizlik yüzde 5’e çekilirken, bu topraklardan 10 dünya markası çıkacak. Türkiye, dünyanın ilk on ekonomisi arasına girecek.’ Bu iddialı hedefler, Başbakan Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan AK Parti seçim beyannamesinde yer alıyor. Aslında 12 Haziran seçimleri için hazırlanmış ancak hedefleri 4 yıllık değil, 12 yıllık projeksiyonla belirlemiş bir beyanname. Hedeflere ulaşmak için iktidar partisinin belirlediği tarih 2023, yani Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılı. Yeni bir yasama dönemine hazırlanan bir siyasi parti, Cumhuriyet tarihinde ilk kez 4 değil, 12 yıllık hedefler koyuyor. Peki, neden AK Parti kendine 12 yıllık hedefler belirledi ve bu hedefler ne kadar gerçekçi? Cevap vermek için önce seçim beyannamesinin satır aralarına inmek gerekiyor.

Adalet ve Kalkınma Partisi seçim beyannamesinde iki husus ön planda; 2023 vizyonu ve ona göre planlanan ‘Büyük Ekonomi’ vaadi. Büyük Ekonomi için sıralanan hedeflere ulaşma yolundaki temel kavram ise ‘güven’ olarak açıklanıyor ve “Elde ettiğimiz tarihî başarıların en önemli kaynağı, oluşturduğumuz güven ortamıdır.” ifadesine yer veriliyor. Beyannamenin altını çizdiği nokta, ekonomik başarıda siyasi istikrarın rolü; siyasi istikrarın devamı ve bunun piyasalar tarafından satın alınması güven ortamının oluşmasında en büyük faktör.

Aslında seçim beyannamesindeki ekonomik tespitler arasında en dikkat çekici husus, kalkınma ile demokrasi arasındaki ilişki. ‘Sürdürülebilir bir kalkınmanın ancak ileri bir demokratik düzen üzerinde inşa edilebileceği’ vurgulanırken, son yıllardaki ekonomik başarıların demokratikleşme ile paralel elde edildiği belirtiliyor. Beyannamedeki şu ifadeler dikkat çekici: “Temel hakların korunuyor olması, temel özgürlüklere saygı duyulması, hukuk devletinin bütün kuralları ve kurumları ile varlığı, işleyen bir piyasa ekonomisinin ana dinamiğini oluşturur. İktidarımız, ekonomideki başarılarını demokratikleşme çabaları ile paralel elde etmiştir.”

Beyannamede, özellikle koalisyon dönemlerinde Türkiye’nin yaşadığı ekonomik darboğazlar anlatılarak, bugün gelinen nokta istatistiki verilerle analiz ediliyor. Ekonominin yapısal bir dönüşüm geçirerek dış şoklara dayanıklı hâle geldiği vurgulanıyor. Aslında Türkiye ekonomisi, son dönemde çok ciddi dış şok tecrübeleri yaşadı. Bunların en önemlisi, 2008 Eylül ayında ABD’de ipotekli konut kredilerinin (mortgage) geri ödenememesiyle başlayan ve kısa sürede bütün dünyayı etkisi altına alan küresel krizdi. Türkiye bu süreçte, özellikle dış pazarlarının daralmasıyla küçülme yaşasa da krizi, bankacılık sektörü açısından sorunsuz atlatmayı başardı. Hiçbir bankası batmayan ve bankacılık sektörüne para akıtmayan tek OECD ülkesi olarak kayıtlara geçti.

Beyannamede, 4 yıl değil de 12 yıllık bir perspektif çizilmesinin temelinde, 8 yılı aşkın başarılı performans ve özgüvenin yattığı belirtiliyor. Bu özgüvenin rakamlara yansıyan yönü ise şöyle ifade ediliyor:

‘2002 yılında 230,5 milyar dolar olan Gayri Safi Yurtiçi Hasıla, 2010 yılında 735,8 milyar dolara ulaştı.

2002’de 3.492 dolarlık kişi başı millî gelir, 2010’da 10 bin 79 dolara çıktı.

2002’de yüzde 29,7 olan enflasyondaki Tüketici Fiyatı (TÜFE) artışı, 2010 yılında 6,4 olarak gerçekleşti.’

8 yılı aşan AK Parti iktidarının en önemli özelliklerinden biri dar gelirlilere yönelik sosyal yardım ve destekler. Nitekim hükümetin bu alandaki etkinliğini dikkate alan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimlerdeki en önemli kozu, dar gelirlilere yönelik projeler. CHP’ye ‘aile sigortası’ vaadini hazırlatan sosyal yardımlar, geçmiş döneme damgasını vurdu. Bugüne kadar iktidar partisini insanlara sadaka dağıtmakla eleştirenler, bugün aynı projeleri kendileri de hazırlamakta ve bunları seçim vaadi hâline getirmekte mahzur görmüyor!

TÜİK verilerine göre Türkiye’de günlük geliri 2,15 doların altındaki vatandaşların nüfus içindeki payı 2002 yılında yüzde 3 iken, bu oran 2009 yılında binde 2’ye kadar gerilemiş durumda. Günlük 4,3 doların altında bir gelire sahip olanların nüfus içindeki oranı 2003’te yüzde 30’ları bulurken, 2009’da bu oran yüzde 4’lere gerilemiş. Bu noktaya gelinmesinde sosyal destekler ve yardımların payı tartışılmaz. Zaten sosyal yardımlara ayrılan paylara bakıldığında tablo daha da netleşiyor.

2004 yılında sosyal harcamalar 41 milyar TL iken, 2010’da 177 milyar TL’ye çıkmış. Bunların bütçe giderleri içindeki payı da yüzde 29’dan yüzde 40’a yükselmiş. 12 Haziran’da tekrar iktidara gelmesi durumunda sosyal yardımlar meselesini daha da kurumsallaştırmayı planlayan AK Parti’nin hedefi, bütün sosyal yardımları tek çatı altında toplamak ve sosyal yardım bakanlığı kurmak.

Yeni döneme yönelik ekonomik hedeflerden biri, kamunun elektrik dağıtımı ve şeker üretiminden tamamen çekilmesi. Elektrik üretimi, telekomünikasyon, liman, otoyol ve köprü işletmeciliğinde kamu payının azaltılması da hedefleniyor. Yeni dönemde hükümetin en önemli hedeflerinden biri de istihdamı artırmak. Türkiye 2010 yılını yüzde 11,9 işsizlik oranıyla kapattı. Geçtiğimiz yılda 1 milyon 317 bin kişiye istihdam sağlandı. 2023 için hedeflenen işsizlik oranı yüzde 5. Aslında işsizlik noktasında Türkiye, Avrupa ülkelerinden daha dezavantajlı konumda. Çünkü çok büyük bir genç nüfusa sahip ve her yıl 1 milyona yakın genç istihdama katılıyor. Batı ülkelerinde ise nüfus yaşlanıyor ve istihdama katılan genç sayısı sürekli azalıyor. Buna rağmen Türkiye ile Batı ülkeleri arasındaki işsizlik oranları birbirine son derece yakın seyrediyor. 2010’da ABD’de işsizlik oranları yüzde 9,7 olarak gerçekleşirken, İspanya’da oran yüzde 19,9’a çıktı. Fransa’da yüzde 9,8, İngiltere’de yüzde 7,9 ve Yunanistan’da yüzde 11,8 oldu.

Özal’ın bıraktığı yerden...

İzmir Gediz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyfullah Çevik, AK Parti’nin bugünkü performansını daha iyi analiz etmek için, Turgut Özal’ın iktidara gelmesiyle başlayan dışa açılma ve liberalleşme sürecini bilmek gerektiğini söylüyor. Türk Parasının Kıymetini Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklik, serbest piyasa, özelleştirmeler, yurt dışına açılma, yabancı sermaye, ihracat ve ithalat serbestîsi, uluslararası ticarete uyumluluk, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlarla daha dengeli işbirliği kurma çabaları ekonomide o dönemin satır başlarını oluşturuyor. Prof. Çevik, Özal’ın başlattığı hamlenin koalisyonlar döneminde kesintiye uğradığını hatırlatarak, “Koalisyon hükümetleri döneminde bu politikalardan sapılması Türkiye’yi geride bıraktı. AK Parti 2002 yılında Meclis’e çok güçlü geldi ve ekonomi stratejisini Özal’ın çizgisi üzerine kurdu. 8 yılda alınan mesafenin temelinde, o dönem yarım kalan sürecin tekrar başlatılması var.” yorumunu yapıyor.

Prof. Çevik’e göre artık şahıs veya partilerin değil, ülkenin hedefleri konuşulmalı. Bu açıdan partilerin 2023 vizyonlarını ortaya koymalarını olumlu buluyor. 12 yıllık sürenin orta vadeli bir dönem olduğunu belirten Prof. Çevik, Türkiye’nin bu hedefleri tutturması için ciddi bir toplumsal konsensüs sağlanması gerektiğine inanıyor: “Ben bir iktisatçı olarak bu rakamları gerçekçi buluyorum. Bunu aşabilme imkânımız dahi var. 2 bin dolardan 10 bin dolarlık millî gelire 10 senede ulaşabildiysek, bunu da yapabiliriz. Türkiye bu hedeflere ulaşır, yeter ki birbirimizle uğraşmaktan, birbirimizle kavga etmekten vazgeçelim.”

Türkiye’nin 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olabilmesinin diğer yolunun da ileri teknoloji ve Ar-Ge’ye yatırım yapmaktan geçtiğini vurgulayan Prof. Çevik, Türkiye’de Ar-Ge yatırımlarına verilen teşvik ve desteklerin çok önemli olduğunu söylüyor.

Dış politika ve ekonomi işbirliği

Fatih Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vildan Serin, hükümetin ekonomideki başarılarında dünyadaki gelişmeleri iyi izleyerek buna göre tavır almasının önemli payı olduğunu düşünüyor. 2002’den sonra finansal piyasalardaki türev ürünlerin gelişmesi sonucu, gelişmiş ülkelerde fon fazlası ortaya çıktığını ve bunun gelişmekte olan ülkelere doğru yayıldığı tespitini yapan Prof. Serin, “Türkiye bu sermaye akışından çok faydalandı ama bunun temel sebebi AK Parti’nin yabancı sermaye kanununda yaptığı köklü değişikliklerdi.” diyor. Prof. Serin, ekonomide devlet kontrolünün devam ettiği ülkelerin gelişemediğini, asıl gelişmenin serbest ekonomilerde olduğunu belirterek, AK Parti’nin başarısında serbestlik rejiminin etkisine işaret ediyor.

Prof. Serin’in altını çizdiği ikinci önemli husus, 2008-2009 yılları arasında yaşanan küresel kriz. Bu krizin dünyadaki dengeleri değiştirdiğini ve ekonomideki ağırlık merkezinin Batı’dan Doğu ülkelerine doğru kaymaya başlamasına sebep olduğunu belirten Prof. Serin, özellikle 2020 yılından itibaren başını Çin ve Hindistan’ın çektiği, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu ülkelerin ekonomideki ağırlık merkezini oluşturacağını vurguluyor. İşte bu noktada hükümetin dış politika ile ekonomiyi birlikte düşündüğü ve uyguladığını söyleyen Prof. Serin, ilginç tespitler yapıyor: “Ağırlığın Doğu’ya kaydığı noktada dışişleri ekonomi merkezli bir dış politika takip etti. Komşularla sıfır sorun, vizelerin kalkması, Ortadoğu’ya açılım gibi çalışmalar, ülkenin ekonomik hacmini artırdı. Cumhurbaşkanı da bütün gezilerine iş adamları ile gitti. Ekonominin yeni ağırlık merkezi hâline gelen ülkeler, hükümetin de yeni dış politikasında önemli yer tuttu. Dış politika açılımlarıyla ekonomi desteklendi.”

Dış politikadaki açılımda STK’ların rolüne de işaret eden Prof. Serin, hükümetin dış ekonomik ilişkilerde iş dünyası dernekleriyle işbirliği yapmasının da, Türkiye’nin ticaret hacmini artıran önemli etkenlerden biri olduğunu düşünüyor. Bu hareketiyle hükümetin ekonomik kalkınmaya toplumu da dâhil ettiğini belirterek, buna en güzel örnek olarak da Türkiye Sanayici ve İş Adamları Konfederasyonu (TUSKON) ile hükümetin ortak organizasyonlarını veriyor.

Türkiye’nin bu ivmeyle devam ettiği takdirde, hükümetin belirlediği 2023 hedeflerine ulaşmasının zor olmayacağını belirten Prof. Serin, siyasi ve finansal istikrar devam ettiği sürece dünyanın en büyük on ekonomisinden biri olma hedefinin son derece gerçekçi olduğunu vurguluyor. Prof. Serin’e göre Türkiye’yi bekleyen en önemli sorun, siyasi ve finansal istikrarı bozacak koalisyon hükümetleri. Fakir ve geri kalmış ülkelerin en temel karakteristiğinin sürdürülemeyen makro ekonomik politikalar olduğunun altını çizerek, “Makro ekonomik politikaların sürdürülememesinin birkaç önemli sebebi var. Birincisi demokratik olmayan otoriter yönetimler, ikincisi askerî müdahaleler, üçüncüsü de koalisyon hükümetleri. Koalisyonlar uzun vadeli olmadığı için ekonomi politikaları da kısa vadeli oluyor.” diyor.

Türkiye’nin geldiği nokta itibariyle 2023 hedeflerine ulaşabileceğini ispatladığını belirten Prof. Serin, siyasi ve ekonomik istikrar bozulmadığı sürece daha iyisinin de yapılabileceğini sözlerine ekliyor.

HÜKÜMETİN 2023 HEDEFLERİ

Türkiye GSYH büyüklüğü bakımından dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer alacak Enflasyon ve faiz kalıcı biçimde tek haneli rakamlara inecek İhracatımız 500 milyar dolara ulaşacak 82 milyon nüfusla, kişi başı millî gelir 25 bin dolara ulaşacak İşsizlik yüzde 5’e çekilecek 50 bin olan ihracatçı sayımız 100 bine çıkacak Dünya çapında 10 marka çıkaracağız Dünya mal ticaretinden aldığımız yüzde 0,8’lik pay, yüzde 1,5’a çıkacak

BU HEDEFLERE ULAŞMAK İÇİN NELER YAPILACAK?

Mali disiplin kararlılıkla sürdürülecek Enflasyonla mücadele şimdiki gibi temel öncelik olacak İstihdam esaslı büyüme devam edecek Dalgalı kur rejimi sürecek Yapısal reformlar devam edecek Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da seçim ekonomisi uygulanmayacak Demokratik ve hukuksal reformlar devam edecek

Bu haber toplam 1061 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ