21 Temmuz 2017 Cuma
Rus ambargosu mutlu edecek.
Asgari Ücret Tespit Komisyonu Toplanıyor.
Bunu yapmayan yandı! Cezası 571 lira.
Esentepede Satılık İmarlı Konut Arsaları.
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Karamanlı Diye Kime Derler?
22 Nisan 2011 Cuma 01:46

Karamanlı Diye Kime Derler?

Tarihte, Anadolu Selçukluları isminde bir devlet kurulmamıştır. 1070’li yıllarda Anadolu’da bağımsız bir Selçuklu Türk Devleti kurulduğu doğru değildir.

Bu dönemde, Suriye’nin kuzeyinde, Irak ve Gürcistan’da hâkim olan Büyük Selçuklular ya da İran Selçukluları’nın basında Melik Şah bulunuyordu.(ö.1092).

Anadolu Selçuklu Devletinin’nin kurucusu kabul edilen, aynı zamanda Sultan Melik Şah’a bağlı bir komutan olan Süleyman Şah’ın Anadolu’da ayrı bir devlet kurması söz konusu değildir. Süleyman Şah’ın ayrı bir devlet kurmasının belirtileri olan kendi adına para bastırması ve hutbe okutması hakkında hiç bir kanıt yoktur…

İlk Haçlı Seferlerinin başladığı yıllarda, Türkler Orta Anadolu şehirlerini ele geçirmişlerdi. 1059 yılında Sivas (Sebasteia), 1068 yılında Kayseri (Ceasarea) gibi önemli şehirlere hakim olmuşlardı.

Selçuklu kumandanı Süleyman Şah, Hristiyanlık ve Bizans için oldukça önemli olan İznik’e hakimdi. Önemli bir ticaret ve kültür şehri olan İznik, uluslararası üne çokça zaman önce sahip olmuştu.

İznik’e hakim Süleyman Şah, 1086 yılında Bizans İmparatoru Aleksios Komneneos (Kastamonu’ya adını veren aileden-Komnenoslar-) ile saldırmazlık anlaşması imzalamıştır. Süleyman Şah, Makedonya ve Yunanistan’ın Epir bölgesini Bizans'ın elinden almaya çalışan Sicilyalılara karşı Bizans adına savaşmış ve galip gelmiştir.

Bu olay neticesinde de Bizans’la saldırmazlık anlaşması imzalamıştır. Bu anlaşmanın ardından Süleyman Şah, silahını Türk kardeşlerine karşı çevirmiştir. İmzaladığı bu anlaşmanın hemen sonrasında, 1086’da İznik’ten çok uzakta, Halep şehri yakınlarında -Aynü Seylem- Selçuklu Türkleri ile yaptığı savaşı kaybetmiş, bu mağlubiyeti gururuna yediremeyip intihar etmiştir.
 

Osmanlı Tarihçileri (Aşıkpaşazade, Nesri), Süleyman Şah’ın Ertuğrul Gazi’nin babası olduğunu savunurlar, Osmanlı’yı Selçuklunun bir devamıymış gibi göstermek istemişlerdir. Ayrıca Süleyman Şah’ın düşmanla savaştan dönerken boğulduğunu, bu sebeple “gazi“ unvanını hak ettiğini düşünmüşlerdir. Oysa ki, Süleyman Şah, Türk kardeşlerine karşı silah doğrultmakla, ne İslami ne de milli davranmıştır. Büyük Selçukluların emrindeyken devletine ihanet etmiştir…

1097 yılında Bizanslılar, Haçlı ordularını Bizans adına İznik’i almaları için görevlendirmişti. Onlara öncü kuvvet olarak Rum-Türk melezi olan, hem Rumca hem de Türkçe konuşabilen Türkopoli(Türkoğlu) birliklerini vermişti. Halkla her iki dilde anlaşabilen Türkopoliler, şehri Bizans adına almışlardır. Şehirde katliam yapılmasını önlemişlerdir.

1097 yılından sonra, Selçuklu Türkleri’nin başkenti olan Konya’nın, Türkler tarafından kesin ne zaman alındığı bilinmez. 1071,1075 yılları öncesi tahmin edilmektedir.

Selçuklu Devleti’nin kurulduğu yılların, Sultan Melik Şah’ın öldüğü 1092 ya da İznik’in kaybedilip, Konya’nın başkent olduğu 1097 olması gerekir.

Türkiye Cumhuriyeti tarihçilerinin verdiği “Anadolu Selçukluları“ ismi de sonradan uydurmadır. Anadolu’da kurulan Selçuklu Türk Devleti’nin ismi, Diyar-i Rum Sultanlığıdır. O dönemdeki ismi; Roma Selçuklu Sultanlığı, Mülük-i Selcukiyye-i Rumiye’dir. Bu ismin tam anlamı, Selçuklu Roma devletidir. İlk Osmanlı tarihçileri Rum yerine, Anadolu ifadesini Selçuklular için kullanmamışlardır.(Nesri, Aşık Paşazade) Bu devletin resmi dili farsçadır.
(…)
Selçuklular Anadolu’ya geldiklerinde sağlamca oturmuş toplumsal ve siyasal düzenlemeler buldular. Bizans’ın topraklarını ele geçiren Selçuklular, onların devlet düzenini de almışlardır. Anadolu Selçukluları, Bizanslılarla savaşmasına rağmen ilişkilerini savatsan çok kültür ve ticaret alışverişi üzerine geliştirdiler.

12. yüzyılın ortalarından itibaren Selçuklular, daha iyi örgütlenmiş, hoşgörülü bir devletti. Yöneticileri, Bizans kaynaklarında, kurnaz ve azimli olarak anılmışlardır. Bu kaynaklarda, II. Kılıç Arslan ise topraklarında yaşayan pek çok Hrıstiyana iyi davranması ile anlatılmıştır. Bizans ve Selçuklu ilişkilerinin, yoğunluğuna örnek verecek olursak; Bizans devlet kademelerinin yüksek mevkilerinde özellikle Aksoukh ailesinden Türkler, Selçuklu Devleti’nin devlet kademelerinde de Bizanslılar yer alıyordu.

Bizans saraylarına özgü, usuller, kurallar, kaideler, Selçuklu saraylarında da mevcuttur. Örneğin, İslamın yasaklamasına rağmen Bizans’ta olduğu gibi, Selçuklu saraylarında da içki içiliyordu. Hatta, Selçuklu Devleti’nin ünlü veziri Nizamülmülk (1018-1092), Selçuklu Devleti’nin sorunları üzerine kaleme aldığı Siyasetname adlı eserinin 30. bölümünde, toplu olarak nasıl şarap içileceğinin kurallarını, şartlarını anlatmaktadır.

Selçuklu şehzadeleri, zaman zaman, Bizans saraylarında eğitiliyor, Farsça ve Türkçe konuşabilen şehzadeler, Rumca öğrenirken, siyaseti ve diplomasiyi tanıyorlardı. Bu sayede, Selçuklu Türk Devleti’nin idaresi, Bizans usul ve kanunlarıyla şekillenmiştir.

Özellikle 11. yüzyıldan itibaren, Anadolu’da Türk nüfusu artmış, bu nüfus, yerleşik düzeni ve kültürü Bizans halklarıyla kaynaşarak özümseyebilmiştir. İslam tarihçilerinin, bizlere anlattığı gibi, Türkler ve Bizanslılar sürekli savaşmamışlardır. Anadolu’ya gelen Türklerin, büyük çoğunluğu, İslam adına gazalara katılmak için değil, bu topraklarda yaşayıp, buraları yurt edinmek için gelmişlerdir. Bu sebeple Bizans’a ve yerli halkına düşmanca davranmamışlar, kendileri için ideal olan yaşam tarzını seçip özümserken Milli ya da İslami bir tercihte bulunmamışlardır.
(…)
Bizans, Türklerin askeri gücünden yararlanmaya çalışmıştır. Bizans, Türkleri yüzyıllardır tanıyordu, kendisi için en iyi askerlerin Türkler olduğunu biliyordu. Türklere karşı savaşırken Türklerden yardım almak zorunda kalmıştı. Aynı zamanda, Anadolu’daki bazı Türk gruplarını Balkanlara taşımış, ve onları Hristiyanlastırdıktan sonra Anadolu’da iskân ettirmiştir. (Çepni Türklerinden bir grup ve Kumanlar…)

Örneğin melez Türkopoli askerleri, 11. ve 12. yüzyıllarda Bizans’ın oldukça tercih ettiği askerlerdir.
Türkler gerek yerleşmek için gerekse de paralı asker olarak 6. yüzyıldan bu yana Anadoluya taşınmışlardır. Bugün Moldovya ve Romanya’da yaşayan Oğuz Türklerinden, Ortodoks Hristiyan olan Gagavuzlar, büyük olasılıkla 10. ve 11. yüzyıllardan itibaren Anadolu’da yasayan Türklerdir. Ayrıca, Rumca bilmeyip Türkçe konuşmaya devam eden bu halk, Lozan Antlaşması’yla Ortodoks-Hristiyan olduklarından Rum sayılıp 1924’te Yunanistan’a sürülmüşlerdir.

Bu halkın büyük çoğunluğuna Karamanlılar denirdi. Bunlar, 10. yüzyıldan itibaren Hristiyanlaşmış Kuman ve Peçenek Türkleridir. Nedense bu halk Türkler’de, Orta Asya’dan taşınabilen kültürel öğelerin taşıyıcıları olmalarına rağmen, milli bir refleks olarak dahi korunmamışlardır.

Karamanlılar ve diğer gayri müslüm Türkler, Yunanistan’a sürüldüğünde Rumca bilmiyorlardı. Sadece Türkçe konuşabiliyorlar, Türk gibi yaşıyorlar, ancak sadece Rumlar gibi dua ediyorlardı. Bunun cezasını da ülkelerinden sürülerek ödemişlerdir. Göçetmelerine, yeni yurt edinmelerine rağmen yüzyıllarca kendi dillerini, geleneklerini, müziklerini ve geleneksel ritüellerini koruyabilmişlerdir.

Bu Türkleri işimize gelmiyor diye Rumdan sayabilir miyiz?
Bu insanlarımıza ve ne yazık ki tarihimize yapılan “milli“ müdahalenin savunucuları, Kutalmışoğlu Süleyman Şah’a “gazi“ unvanını hala hak göreceklerdir. Bu, bizi elbette şaşırtmayacaktır.

Lena Umay
Odatv.com

KAYNAKÇA:
- Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler (İstanbul:E Yay. 1979)
- Mustafa Ekincikli, Türk Ortodoksları (Ankara:Siyasal Kitabevi, 1998)
- Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye (İstanbul:Boğaziçi Yay.2002)
- Steven Runciman, Byzantine Style and Civilization (Penguin Books,1990)
- Nizamülmülk, Siyasetname (İstanbul :Dergâh Yay. 1995)
- Turgut Akpınar, Türk Tarihinde İslamiyet (İstanbul: İletişim Yay. 1994)
- İsmail Tokalak, Bizans-Osmanlı Sentezi(İstanbul: Gülerboy Yay. 2006)

Bu haber toplam 1360 defa okunmuştur
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
ÜYE İŞLEMLERİ